SORKUNDER 10 YAŞINDA

0

SORKUNDER

SORKUNDER 10 YAŞINDA

Sorkun Kasabası Kalkınma Ve Dayanışma Derneği/SorkunDer kurulalı 10 yıl oldu.

Sorkun kasabası ve diğer yerlerde yaşayan Sorkun halkının bir araya gelip sosyal dayanışmasını artırmak, Kasabalılar arasında dayanışma ve birlik sağlamak, eğitim,kültürel sanatsal ve sportif faaliyetler düzenleyip özendirmek, Sorkun kasabasının hak ve çıkarlarını savunmak,  gelişmesi ve kalkınması için faaliyetlerinin etkinleştirilmesi ve geliştirilmesini sağlamak ve bu konuda çalışmalar yapan kişi ve kuruluşlara destek vermek amacı ile 09.06.2010 Tarihinde Konya Merkezde kurulmuştur.

Gönül şemsiyemizin bugüne kadar açık kalmasında büyük özveride bulunan başta üyelerimiz, Yönetim ve Denetim Kurullarımız olmak üzere; maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen tüm hemşehrilerimize gönülden teşekkür ederiz.

Halkımızın dayanışmasını geliştirmesi ve köyümüzün tanıtımı için yaptığımız sosyal etkinliklerimizde işbirliği yaptığımız belediyemize ve muhtarlıklarımıza  verdikleri katkıları için ayrıca teşekkür ederiz.

Web sayfamızı ve görsellerimizi düzenleyen kardeşlerimiz halkımızın takdirlerini haketmektedirler.

Dernek Yönetimi ise herhangi bir beklentileri olmadan bütün olumsuzluklara karşın “SorkunDer Gönül Gönül Şemsiyesi”ni açık tutmaya gayret etmektedirler.

Hüseyin Çetin, Dernek Başkanlığını üyelerin takdirleriyle 10 yıldır sürdürmektedir.

Yönetim Kurulumuz, derneğimizin işlerini kurumsal bir anlayışla en iyi şekilde yürütmektedir.

Bozkır ve Çevresindeki derneklerle işbirliği yaparak yöremizin sorunlarının çözümüne katkı vermektedir.

Sorkun Köyümüzün ve halkının ortak hak ve menfaatlerini kişiler ve kurumlar nezdinde aramakta ve savunmaktadır.

Bütçemiz elverdiğince Sorkunlu öğrencilere öğrenim yardımı yapmaktayız.

Hemşehrilerimiz, kısa sms yoluyla; vefat, kan aramaları, halkımızın yararına yapılması ve uyulması gereken işler hakkında bilgilendirilmektedir.

SorkunDer, sorkunder.com ve sorkunkasabasi.com web sayfalarımızla  internet ortamında hizmet vermektedir.

Facebook’da, Sorkun Kasabası Kalkınma Ve Dayanışma Derneği-SorkunDer sayfası ve BOZKIR SORKUN KASABASI Grubu ile de hizmet vererek; hemşehrilerimizi birbirleriyle buluşmasına vesile olmaktadır.

Köy Meydanında Mahalle Muhtarlığımızla işbirliği yaparak bayramlaşmalar yapılarak halkın  kaynaşmasına katkı sağlıyoruz.

Dünyayı saran bulaşıcı hastalık nedeniyle bu yıl bir araya gelemiyoruz. Konya Merkezde her ayın son Pazar günü yaptığımız Aylık Söyleşi Toplantılarını 2020 yılında yapmayacağız. Aynı zamanda diğer sosyal etkinlikleri de yapamayacağız.

Bu illetten/salgın hastalıklardan (Corona virüsü)

bir an evvel kurtulur ve hasretle kucaklaşırız; inşallah; inşallah!

SorkunDer, tüm sorkunluları kapsayan bir

“Gönül Şemsiyesi”dir.

Hz. Muhammed’in şu sözü esin kaynağımız olmalıdır.

“İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olanıdır”

Değerli yurdum insanı, maddi ve manevi desteklerinizle SorkunDer’e sahip çık, salih hizmetlere ortak ol; insanlarımıza faydan olsun.

Kültürlerimizin gelecek kuşaklara aktarılmasına vesile olmanız dileğiyle; Sorkun Kasabası Kalkınma Ve Dayanışma Derneği/SorkunDer’in kuruluşunun 10. yılı kutlu olsun.

Paylaşmak güzeldir!

Sağlıklı ve mutlu kalın

Hüseyin Çetin

SorkunDer Yönetim Kurulu Başkanı

BOZKIR İNSANININ KARAKTERİSTİK ÖZELLİKLERİ

0

Mithat Arı

Bozkır’ ın Coğrafi Konum İtibariyle Yeri:

Bozkır ilçesi 37,11 derece kuzey enlemi ile 32,15 derece doğu boylamı arasında yer almaktadır. Ortalama yüksekliği 1200-1500 metredir.

Bozkır ilçesi Türklerin Anadolu’ daki bütün izlerini taşıyan; Büyük Selçuklular beylikler ve Osmanlı dönemlerinin yerleşim, bilim ve uygarlıklarına sahne olmuş bir bölgedir.

Bölgede vatanına, milletine bağlı, çalışkan, dürüst, güçlü ve mert insanlar yaşar. ‘Geçmişini bilmeyenin geleceği olmaz.’ sözünden hareketle mümkün oldukça kronolojik bir sıralama ile bölge insanını kişisel gözlenlerimle çok yönlü tanıtmaya çalışacağım.

Önemli ulaşım yollarının üzerinde bulunmayışı, dağlık ve elverişsiz coğrafyası nedeniyle insanlarının cesur bir yapısı vardır. Bozkır, Hadim, Yalıhüyük, Ahırlı ilçe ve köylerinin bulunduğu coğrafi bölge antik dönemde İsauria olarak bilinmektedir. Ancak bu bölgenin sınırları daha da geniştir. Konya, Karaman ve Mersin il sınırları arasında kalan Orta Torosların dağlık kısımlarını kapsar. Bölgeyi tarhiçi Herotodos da Cilicia(Kilikya), Dağlık Kilikya olarak adlandırılır. İsauria bölgesinin başkenti Bozkır’ a 16 km uzaklıktaki Ulupınar köyü yakınlarındaki Zengibar Kalesi’ dir.

Bölgede geçmişte yaşayan milletlerin tarih sırasına göre sıralarsak:

M.Ö 2200 yıllarında Luwiler

M.Ö 2000 yıllarında Hititler(Etiler)

M.Ö 546 yıllarında Persler

M.Ö 395 yıllarında Romalılar

M.Ö 333 yıllarında Doğu Roma, Bizanslılar

1176 yılında Türklerin Konya’ yı başkent yapmaları ile İsauria bölgesi Türklerin eline geçmiştir. Türk egemenliğinde Selçuklular, Karamanoğulları, Osmanlılar yaşadı. Şimdi TC devleti vatandaşı olan Türkler yaşamaktadır.

Belirtildiği gibi bölge dağlıktır. Bu coğrafi yapı bölgede yaşayan insanları zorunlu olarak mücadeleci yapmıştır. Belirttiğim milletler hep bölgeye hakim olmuşlar, yaşamlarını devam ettirebilmek için devamlı savaşmak zorunda kalmışlardır. M.Ö Roma ve Bizanslılar sıkıştıklarında bölgeden savaşçılar toplayıp savaşlar kazanmışlardır. İsaurialı olan Zenon M.S 474 – 491 yılları arasında Bizans İmparatorluğunu ele geçirerek Bizans’ ı bu bölgeden yönetmiştir.

Bölgede halen mevcut bir çok tarihi eser bölgenin önemini göstermektedir. Bu durum bile mücadeleci insanların yaşadığını ortaya koymaktadır.

Selçukluların, Osmanlıların önemli ve cesur askerleri çoğunlukla bölgeden seçilirlermiş. Tarih bu askerlerin efsane ve öyküleriyle doludur. Son savaşlardan olan 1. Dünya Savaşı, Çanakkale Savaşı, Kurtuluş Savaşında bölge insanlarının kahramanlık öyküleri dillerden düşmez. Bu savaşlarda bölgede şehit vermeyen ev yoktur. Böyle cesur insanların yaşadığı yerler billindiği gibi çetin doğa şartlarının bulunduğu coğrafi bölgedir.

Coğrafi şartlar insan yaşamını her yönden etkiler. Coğrafi şartlara üstün gelememe fobisi insanı mücadeleci yapar. Zorunlu olarak doğa koşullarıyla mücadele etmek zorunda kalır.

Canlılar coğrafi yapıya göre uyum yaparlar. İnsanlar da aynıdır. Coğrafi yapıya ezilmemek için mücadele ederler. Bir yenme azmi oluşur. Yiyim, Giyim, adetler, gelenekler, uğraşlar vb. hep bu koşullara göre oluşur. Rahat bir ortamda yaşayanla zor şartlarda yaşayanların mücadelesinin bir olmadığı gerçektir.

Bu tür yaşam nesilden nesile geçip bölgede devam ediyor. Bölgede yaşayanların özelliklerini Türkler’ de de görülmesi bundan olsa gerek.

Günümüze baktığımızda bölge insanında belirtilen özellikleri görebiliyoruz. Başarma ve üstün olma içgüdüsü bazı bölgelerle kıyaslanınca bariz görülebiliyor.

Bozkır insanının mücadeleci yapısının sadece coğrafi şartlardan aldığını söyleyemeyiz. Bu şartlarda mücadele edip üstün olma özelliğini biraz olsun keskinleştirmiş diyebiliriz.

İnsanlarımız zorunlu olarak geçimlerini kendileri temin etmiştir. Geçinebilmek için de yurdun her tarafını, her şartta dolaşıp, çalışmıştır. Yurtiçinde kalmayıp dünyaya açılmışlardır. Bozkır halkı eğitim ve öğretime her zaman açık olmuştur. Fırsat bulan değerlendirip başa oynamaya çalışmıştır. Kapalı bir cevre özelliği taşımaz. Yeniliklere açıktır.

Hep kendi öz gücüne güvendiği, minnetsiz oluşu da sağlam bir kişilik oluşturmuştur.

Bölge insanında öne çıkma, üstün olma fobisi sorumluluk duygusunu geliştirmiştir. Sorumlulukla çalışan kişilerin azimli ve başarılı olmaları gerçektir. Başarılı olmaları nedeniyle öz güvenleri artmıştır. Bozkır insanı bu nedenlerden bağımsız yaşamayı her zaman tercih etmiştir.

Bir başkasına boyun eğmek kişiliklerine uymadığından çalışkan ve tutumludurlar. Kendi el emeği ile ve alın teriyle yaşamını sürdürdüğü için minnetsizdir. Bu yüzden de biraz dik başlı ve asabidir.

Bozkır insanının kendine olan güveninden olsa gerek haksızlığa ve zulme katlanamazlar. Bölge insanına kolay kolay haksızlık yapamazsınız. Haksızlığa boyun eğdiremezsiniz. Bu özellik genlerine işlemiştir. Bozkırlı her nereye gitse kendini göstermeye çalışır. Lider, baş olma özelliği vardır. Bu durum göç ettiği yerlerde açıkca gözlenebilir.

Bulunduğu topluma kolay uyum sağlar. Kişilik yapısı gereği güvenilirliği ön plana çabuk çıkar.

Yardımlaşma acıma duyguları fazladır. Bu özelliğinden bazende zarar görür. Hiç bir zaman önce ben demez. Çevresinde dürüst, çalışkan, ırz ve namusuna düşkün olarak tanınır.

Kötü alışkanlıkları yok denecek kadar azdır. Hırsızlık, uyuşturucu kullanımı, yasal olmayan kazanç edinme vb. Bozkır insanına uymaz.

Toplumsal örgütlenmelere yatkındır. Bu örgütlenmeler genellikle yardımlaşma ve eğitim amaçlıdır. Örgütlerini kendi öz güçleri ile devam ettirirler. Devlet ve yerel yönetimlerden yardım görmezler. İstemeyi de gururlarına yedirmezler.

Siyasi örgütlenmede çok zayıftırlar. Başka bölge insanlarını çokça ön plana çıkarırlar. Kendi içinden çıkan siyasilere ve bürokratlarına yeterli sahip çıkmazlar. Bu durum bölge insanlarının yararına değildir.

Zamanla telkinlerden kurtulup diğer konularda olduğu gibi özüne sahip çıkmaları dileğimiz olmalıdır.

Bozkır kökenli üst makamlarda gördüğümüz ve mesleklerinde başarılı kişilerin hemen hemen hepsi kendi çabalarıyla bulundukları yere gelmişlerdir. İcazetli veya destekli olanı yok denecek kadar azdır. Bilgileri, çalışkanlıkları, aranır olmaları nedeniyle bir yerlere gelmişlerdir.

Bozkır insanında aile bağları kuvvetlidir. Zor şartlardan gelmiş olmaları bu bağı kuvvetlendirmiştir. Uzak akrabalık bağları olanlar birbirleriyle ilişkilerini sıcak tutmaya çalışırlar. Yerine ve durumuna göre yardımlaşırlar. Bu durumdan zarar görmezler. Birbirlerine gönül bağları sıcaktır.

Önce kendine güvendiğinden bölgede hırsız, dilenci görülmez. Eskiden bu yolda olanlar ayıplanırdı. Bozkır insanının bu güzel özellikleri son yıllarda az da olsa değişime uğramaktadır. Tembelleşme bağnazlık vb. gibi bozulmalar izlenmektedir. Bu bozulma geneldeki izlenen politikaların bölgeye yansıması olsa gerek. Oy hesabı ile devlet yardımı(Sadaka), din üzerinden politika izleme gibi tutumlar Bozkır insanının güzelliklerine gölge düşürmeye başlamıştır. Dileğimiz özünü kaybetmemesidir.

Yöre insanı okumaya, aydınlanmaya bilim ve teknolojiye açıktır. Dini, dünyevi bütün bilimlere heveslidir. Cumhuriyet döneminin özellikle ilk yıllarında Bozkır insanı köylerinde okullarını imece usulüyle kendileri yapmışlardır. Her Bozrkırlı çocuğuna iyi bir eğitim yaptırmak ister. İmkanları dahilinde eğitim aldırır. Okuma oranı yüksektir. Son yıllarda yüksek tahsil yapan Bozkırlı çoktur. Eğitimde kadın erkek ayrımı yapılmaz. Kaç-göç olayı olmaz. Kadın erkek birlikte çalışır. Birlikte oturur, birlikte yer içerler. Bir çok meslekte başarılı olmuş ve devam etmekte olan Bozkırlı kadın ve erkek çoktur.

Bozkır insanı bölgenin yetersiz toprak ve doğal şartları nedeniyle bölge dışında çeşitli iş kollarına yönelmiştir. Sanat ve ticaret bu iş kollarının en önemlileridir. Küçük yaşta gurbete çıkanlar sanat öğrenmişlerdir. Küçük atölyeler kurarak ticarete başlamışlardır. Önüne çıkan fırsatları değerlendiren, fırsat yaratanlar oldukça başarılı olmuşlardır. Sermaye, bilgi ve beceri birikimlerine göre ticaret yapmışlar ve devam etmektedirler. Devlet desteği, kredi kullananı pek yoktur. Bazı iş kollarında söz sahibi sanayici, toptancı, imalatçı vb. çoktur.

Bozkır insanının ticarette başarılı olmasındaki en büyük etken çalışkanlığı ve dürüstlüğüdür. Sözünün eri oluşu başarıyı kolaylaştırmıştır. Bozkırlı esnaf güven verdiği için alım ve satımda zorlanmamıştır. Son zamanlarda bu durum biraz zedelense de diğer bölge insanlarına göre yine de artı puandır.

Belirtmeye çalıştığımız gibi Bozkırlı her işte baş olmak ister. Geri kalmak istemez. Ticarette de bu özellik kendini gösterir. Aynı işi yapan iş adamları arasında saygınlığı vardır. Bu da sözünün arkasında durmasındandır.

Bozkırlı hiçbir zaman ekonomik durumunu öne çıkarmaz. Bu yönüyle övünmez. Makam, mevki gibi konumlarını göstermemeye çalışır. Saygınlığını, dürüstlük, mertlik, çalışkanlık gibi özellikleriyle gösterir.

Bozkır dışındaki Bozkırlı bölgedekinden en az elli altmış kat fazladır. Ege bölgesindeki ‘Kırlı’, Konya bölgesindeki ‘Dağlı’, Ankara ve İstanbul’ daki ‘Konyalı’ olarak tanınan insanların çoğunluğu Bozkırlıdır. Çok göç vermiştir. Gittikleri yerlerde köyler, kasabalar oluşturmuşlardır. Çalışkan, dürüst, güvenilir imajını hep korumuşlardır. Belli bir sürenin sonunda hep söz sahibi olmuşlardır. Nereye göç ederlerse etsinler ilini ve ilçesini en iyi şekilde temsil etmişlerdir. Bozkırlıyım dendiğinde çoğu esnaf, senet, kefil istemezdi. Şimdi bile bu duruma rastlanır.

Bozkır insnaında sadistlik, ırz namus ahlaksızlığı, hırsızlık, dilencilik, dolandırıcılık kısaca yüz kızartıcı olaylar genelde yoktur.

Bu özellikler Bozkır insanını artıları, sermayesidir. İnsanlara fazla güvenmesinden bazı maddi zararlara uğrasa da yıkılmazlar.

Özetlemeye çalışırsak:

Bozkır insanı çalışkandır, güvenilir, dürüsttür, azimlidir. Sorumluluk taşır. Liderlik, baş olma isteği içgüdüsel olarak mevcuttur. Merttir. Irzına namusuna sahiptir. Dilenci, hırsız, kumarbaz vb. kötü alışkanlıkları yoktur. Onurludur. Bu özellikleri taşıdığı için de gururludur.

Aşağıdaki sözün hakkını vermek her Bozkırlı’ nın görevi olması temennilerimle.

Bozkırlı Ali Dayıya sormuşlar:

“Ali Dayı:

-Bozkırlı olmasan ne olurdun?’

‘-Valla çok mahçup olurdum, yeğen.”

Mithat Arı, Emekli Öğretmen

OLGUN İNSAN

0

SorkunDer Başkanı

OLGUN İNSAN

Epiktetos yirmi asır önce demiştir ki: “Kader önünde sonunda şöyle veya böyle günahlarımızın bedelini önümüze koyar. Görünen ya da görünmeyen zaman içinde herkes günahlarının bedelini öder. Ektiğini biçer. Bunu bilen adam kimseye kızmaz, gücenmez, kimseyi aşağılamaz, kimseyi itham etmez, kimseden nefret etmez, kimseye …kin tutmaz. Bunu bilen adam karşılaştığı aksiliklere şaşmaz. Önüne çıkan maddi-manevi engellerin kendi günahlarından başka bir şey olmadığını bilir.” Düşmanlarınızı düşünmek için ayıracağınız bir dakika bile düşmanlarınızdan daha değerlidir. Nefret ve intikam hissi size büyük zararlar verir. Aristo şöyle diyor: “İdeal insan iyilik yapmaktan zevk alır. Kendisine iyilik yapılırsa mahcubiyet duyar. Çünkü iyilik yapmak üstünlük işareti, bir iyiliğe muhtaç duruma düşmek zaaf işaretidir.” Karşılaşacağımız nankörlükten dolayı üzülmemek için hazırlıklı olalım. Karşılık beklemeden iyilik yapalım. Mutluluk minnet beklemekte değil, minnet gösterilmesinden rahatsızlık duyulacak olgunluğa erişmektir.

8 Özel Armağan

1) Dinleme… Ama gerçekten dinleyin. Kesmeden, hayal kurmadan, vereceğiniz cevabı düşünmeden… Can kulağıyla dinleyin.

2) Sevgi… Kucaklamalar, öpücükler, sırt sıvazlamalar ve el tutmalar konusunda cömert olun. Bu ufak hareketler, aileniz ve dostlarınıza olan sevginizi daha açık göstermenizi sağlayabilir.

3) Kahkaha… Fıkra anlatın, neşeli hikâyeleri paylaşın. Bu armağanınız “seninle birlikte gülmeyi seviyorum” anlamına gelir.

4) Yazılı bir not… Basit bir “Yardımın için teşekkürler” notu, ya da belki bir şiir… Kısa, elle yazılmış bir not bazen ömür boyu hatırlanır.

5) İltifat… Basit, içtenlikle söylenen bir söz (“Bu renk sana ne çok yakışmış”, “Harika bir iş çıkardın”, “Yemek nefis olmuş” gibi) karşınızdakinin içini aydınlatır.

6) İyilik… Her gün, rutininizi kırıp birisine hoş, nazik bir şey yapın.

7) Yalnızlık… Bazen tek istediğimiz yalnız kalmaktır. Bu anlara duyarlı olun ve ihtiyacı olana yalnız kalma armağanını verin.

8) Neşeli bir yapı… Birine tatlı bir söz söylemek gibisi yoktur. Selâm vermek veya teşekkür etmek o kadar zor mu?

Alıntı

HIRS EN BÜYÜK İÇ KURDUDUR

0

Lev Tolstoy

“Hırs, insanları yer bitirir de farkına varamaz.”

Yurttaş Hüseyin

Lev Tolstoy’ un ” İnsan Ne İle Yaşar ” adlı kitabında, çiftçi Pahom’ un hazin ve ibretlik öyküsü yer alır. Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar katettiğin bütün yerler senin fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. “Yoksa bütün hakkını kaybedersin.” Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Koşar, koşar, ama kesilir takâti. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz… Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler. Reis Pahom’un mezarının başında durur şöyle der:
“Bir insana işte bu kadar toprak yeter.” Mütemadiyen biriktirmek istiyoruz. Yiyemeyeceğimiz kadar erzak, giyemeyeceğimiz kadar kıyafet, kullanamayacağımız kadar eşya, oturamayacağımız kadar ev…
Gözlerimiz midelerimizden, arzularımız ihtiyaçlarımızdan daha büyük…
Tüketmeye de çok meraklıdır insan. Biriktirdiği paranın, eşyanın, malın mülkün yanında zaman tüketir, söz tüketir… Benlik biriktirirken, benliğini tüketir…
Sofraya koyabildiğimiz bir bardak çaya, zeytine, ekmeğe ulaşabilmenin bir zenginlik olduğunu ne zaman fark edeceğiz?
Gören bir gözü, tutan bir eli, yürüyen bir ayağı satın alamayacak ve kaybedince tekrar sahip olamayacak kadar fakiriz hepimiz…..

“Hırs, insanları yer bitirir de farkına varamaz.”Yurttaş HüseyinLev Tolstoy’ un ” İnsan Ne İle Yaşar ” adlı kitabında, çiftçi Pahom’ un hazin ve ibretlik öyküsü yer alır. Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar katettiğin bütün yerler senin fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. “Yoksa bütün hakkını kaybedersin.” Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Koşar, koşar, ama kesilir takâti. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz… Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler. Reis Pahom’un mezarının başında durur şöyle der: “Bir insana işte bu kadar toprak yeter.” Mütemadiyen biriktirmek istiyoruz. Yiyemeyeceğimiz kadar erzak, giyemeyeceğimiz kadar kıyafet, kullanamayacağımız kadar eşya, oturamayacağımız kadar ev… Gözlerimiz midelerimizden, arzularımız ihtiyaçlarımızdan daha büyük… Tüketmeye de çok meraklıdır insan. Biriktirdiği paranın, eşyanın, malın mülkün yanında zaman tüketir, söz tüketir… Benlik biriktirirken, benliğini tüketir… Sofraya koyabildiğimiz bir bardak çaya, zeytine, ekmeğe ulaşabilmenin bir zenginlik olduğunu ne zaman fark edeceğiz? Gören bir gözü, tutan bir eli, yürüyen bir ayağı satın alamayacak ve kaybedince tekrar sahip olamayacak kadar fakiriz hepimiz…..

Alıntı:” İnsan Ne İle Yaşar ” Lev Tolstoy

BAYRAMLAR MİLLET OLMANIN UNSURLARINDANDIR

0

SORKUNDA BAYRAMLAŞMA

BAYRAMLAR MİLLET OLMANIN UNSURLARINDANDIR

Milli ve dini bayramlar, halkları birleştirip millet yapan unsurlardandır. Bireylerin de  toplum ile bağlantısını güçlendirir.

Ana ve babalar, çocukları ve torunları ile bayram sofralarında buluşmanın mutluluğunu yaşarlardı. Ekonomik durumu iyi olan bir kesim; son yıllarda bayramlaşma geleneğini es geçerek bayramları tatil olarak değerlendirir hale geldiler.

Tatil merkezlerine giderek oralarda vakit geçiriyorlardı. Özellikle de Büyük şehirlerde yaşayanlar, belki de  o eski bayramlar yok diye gidiyorlardı!

Ana ve babalarının içindeki o buruk duyguları hissedemiyorlardı; demekki.

Bu yıl dünyayı saran salgın hastalık, bayramlarda ana ve babaların hatırını almak yerine tatile gidenler; gidememenin  burukluğunu yaşıyorlar mıdır; acaba?

Yurttaşlarımızın bir çoğu, ana ve babaları ile birlikte yaşayanlar hariç isteseler de bayramlaşamayacaklar; corona virüs nedeniyle.

Böyle bir salgın hastalığın başımıza geleceği hiç aklımıza gelirmiydi?

Bak birbirimize yaklaşamıyoruz. Tokalaşıp sarılıp kucaklaşamıyoruz.

Bu bayramda ortak sofralarda buluşamıyacağız. Birlikte çay kahve içemiyeceğiz. Tatlılar, börekler  şekerler, çükolatalar yiyemiyeceğiz. Kırlarda uçurtmalar uçuramıyacağız.

Millet olarak bu sıkıntılı dönemi en iyi şekilde atlatıp “o eski bayramları” toplumsal değerlerimiz olarak yeniden yaşarız; inşallah!

Sağlıklı günlerde görüşmek ümidiyle; tüm yurttaşlarımın Ramazan Bayramını gönülden kutlar, sağlık ve mutluluklar dilerim.

Hüseyin Çetin

SorkunDer Başkanı

KADİR GECESİ KUTLU OLSUN

0

SUGÖZÜ

Müminlerin yol göstericisi Kur’an, Kadir Gecesinde inmeye başlamış ve ilk ayeti “oku” dur. Müslümanların kurtuluşa ermesi dileğiyle Kadir Geceniz kutlu olsun.


Hüseyin Çetin, SorkunDer Başkanı

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu Olsun

0
Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün,  yeniden dirilmek üzere kurtuluş meşalesini yakıp yollara düştüğü gün 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!
Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kasdedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’ni kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! (1927)
http://www.kultur.gov.tr/TR-96304/ataturk39un-genclige-hitabesi.html

Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün,  yeniden dirilmek üzere kurtuluş meşalesini yakıp yollara düştüğü gün 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!
Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kasdedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’ni kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! (1927)

http://www.kultur.gov.tr/TR-96304/ataturk39un-genclige-hitabesi.html

KÖYÜMÜZ SORKUN

0

SORKUN

Köyümüz  Sorkun

“Ben köyümü özledim”

Geçmişe özlem duyanlar hep “bir zamanlar “ diye. başlarlar söze .

Ben böyle başlamayacağım .Ve   kestirmeden gireceğim konuya .Ben köyümü özledim.

Komşulukların akrabalıkların daha sıcak olduğu,pınardan  çıkan sularının köyün çıkışına kadar tertemiz kaldığı ve içildiği .Hatta balık yetiştiği.Acıyı sevinci içten ve samimi paylaşıldığı  köyümü özledim ben .

Başlığı görünce garipsediniz değil mi  Sorkun 1995 de kasaba oldu nereden çıktı bu köy diye.

Başlık belki size garip geldi   ama yazımı okuyunca ne demek istediğimi anlamakta güçlük çekmeyeceksiniz Köyümüzün   kasaba olacağını duyduğumuz zaman çok heyecanlanmıştık.Çünkü köyün az çok mürekkep yalamış gençleri olarak   kasabanın ne demek olduğunu biliyorduk.Her ne kadar kasaba yıllardır kullanmışlıktan mı yoksa alışılmışlıktan mı  köy kadar sıcak gelmese de bir başka coşku bir başka ruh hali içimizi sarmıştı. Ancak daha başkanlık seçimleri başlar başlamaz  kasaba olmanın bizim köyümüze göre bir iş olmadığını , hizmet için kasaba olmaya gerek olmadığını anlamıştık ama iş işten geçmişti.Ve keşkelerin   bini bin para oldu dillerimizde.Politikanın insanlar arasına nifak ve fitne sokma yönü bizim güzel köyümüzde de görevini çok güzel ifa etti.Ve insanlar bir birine düşman oldular.Komşuluk akrabalık ilişkilerinin   yerini çıkar ilişkileri aldı. Çok yakın akrabalar bile farklı kişileri desteklediği için yolda birbirini görünce yollarını değiştirdiler.

Oysa  kasaba demek  büyümek gelişmek   ,hizmet demek değilmiydi. Birlikte el ele  ileriye yürümek çocuklarımıza daha aydınlık bir gelecek bırakmak değilmiydi.Biz böyle biliyorduk , bildiğimizin doğru olduğuna inanıyorduk.

Gerçi  yeterli olmasa da , bir takım gelişmeler, bir takım hizmetler olmadı değil.İlköğretim okulu  yapıldı ,evlere su geldi, kanalizasyon çalışmaları başladı ve köyümüzün mezarlıkları düzenlendi pardon bakın yine köyümüz dedim .Başta da belirttiğim gibi  daha sıcak geliyor daha içten geliyor sanırım bu yüzden kasaba demek içimden gelmiyor.

Yapılan çalışmaları  hizmetleri görmezden gelmek inkar etmek   akıl sahibi bir insana yakışmaz.Ama şurası bir gerçek ki   ayrılıklar ,kamplaşmalar sizin mahallenin muhtarı bizim mahallenin  muhtarından öte gitmiştir.

Kısacası tahribat  büyük olmuştur.Birlik ve beraberliğe  ekmek gibi su gibi muhtaçken. Bir birimize düştük.

Kısa zamanda bu ayrılık ve nifak tohumlarının temizlenmesi  lazım aksi taktirde yüz yıl değil yüz asır geçse bile bu kaplumbağa hızında ilerlemeden bir adım ileriye gidemeyiz.Gelecekte çocuklarımız bizi rahmetle değil lanetle anarlar.Peygamberimiz(sav) “Birlikte rahmet,ayrılıkta azap vardır.”buyurmuştur.Rahmete  kavuşmak varken , bu azaba koşmak neden ? Umarım kısa zamanda kasaba olmanın , köyün adını kasaba yapmakla olmadığını anlar birbirimize kenetlenir , kasaba olmanın haklı gururunu yaşarız .Ve içimizdeki çalışkan başarılı insanlarımız sayesinde kasabamız,  ülkemizde hatta Avrupa ülkelerinde tanınan bir kasaba olur.Bu arada derneğimizin kurulmuş olması birlik ve beraberlik yönünde atılmış önemli bir adımdır. Derneğin kuruluşunda emeği geçenlere başta dernek başkanımız Hüseyin Çetin’e teşekkürü bir borç bilirim.Derneğimizin   yaşatılması ve uzun soluklu olması için yardımlarımızı esirgemeyelim.Kim kasabamız için Allah rızasını gözeterek bir çivi çaktıysa Allah(c.c) ondan razı olsun.
En içten saygı ve selamlarımla.

Celâl ÜNAL

Öğretmen

VİRÜS SOKAĞI !

0

Meram Yaka Caddesi

İki aydır #EvdeKal dediler kaldım. Bugün 10.05.2020 Pazar günü dört saat sokağa çıkma hakkımı 13.15-14.50 arası kullandım. Ben olmasam da biraz güneş biraz yağmur doğayı yeşerttiğini farkettim. Şehir bombalanmadan terkedilmiş gibiydi. Birkaç yaşlı dolaşıyordu. Sokak hayvanları insanları arıyordu sanki! Üzüldüm. Bu sessizlikte  caddelerde parklarda tadilat ve yenileme çalışmaları yapılmış. Caddelerde serseri mayın gibi dolaşırken bu tarihi belgelemek adına birkaç resim çektim.Eş dost akrabalarla sağlıklı günlerde görüşmek üzere herkese sevgi selamlarımı iletirim.Tüm gönül dostlarıma Konya’dan selam olsun. Sağlıcakla kalın. Hüseyin Çetin, SorkunDer Başkanı

ANNELER GÜNÜ

0

ANA

ANNELER GÜNÜ

Varlık nedenimiz olan ve ömrünü çocuklarına vakıf eden kişiye/kadına “ana” denir.

Benim anam da sekiz çocuk meydana getirmiş…

Getirmekle kalmamış, çocuklarının ekmeğini aşını gece vakti yapmış.

Tanyeri ağarmadan dağın yolunu tutmuş ekin ekip biçmiş, düven sürüp savurmuş.

Değirmene götürüp un yaptırmış.

Hamuru yoğurup yufka açıp çocuklarının karnını doyurmuş.

Şayaktan elbise dikip çocuklarına giydirmiş.

Sındıyı eline alıp saçımızı tıraş etmiş.

Kazana suyu koyup leğende çocuklarını yıkamış.

Gelene gidene kapısını açıp yiyeceğini içeceğini paylaşmış.

Sevecendi, kin tutmazdı…

Gülen yüzüyle gönüllere girmiş herkesin “Havva Teyze”si olmuştu.

Analar, dünyanın en kutsal sanatçılarıdır.

Çünkü en zor sanat, çocuk yetiştirme sanatıdır.

Başka kadınlara bakarken de annenizi hatırlayın!…

Annenizi, mağazalardan alıp geldiğiniz pahalı hediyelerle değil; kırlardan toplayıp geldiğiniz bir demet çiçek ve sevgi dolu bir öpücükle daha mutlu edebilirsiniz.

Annelerimizi bir gün değil, her gün hatırlamalıyız.

Başta anam olmak üzere vefat eden tüm analarımızın ruhları şad, mekanları cennet olsun.

Yurdum  insanları, analarınızın hayır dualarını almanız dileklerimle; annelerinizle birlikte sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir ömür dilerim.

Hüseyin Çetin, SorkunDer Başkanı

Go to Top