Archive for Mayıs, 2021

ATAM SANA MİNNETTARIM

0

Yurttaş Hüseyin

GENÇLİK HAFTASI

ATAM SANA MİNNETTARIM

Gelibolu’da Çanakkale geçilmez dedin, Osmanlı’nın şerefini kurtardın.

Kurtuluş Savaşı’nda hattı müdafaa yok sathı müdafaa var dedin, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdun.

Ay yıldızlı bayrağımızı yurdumun üstünde dalgalattın, dünya’nın mazlum milletlerine örnek oldun.

Yurtta sulh, cihanda sulh dedin, dünyaya barış ve güvenliği hedef gösterdin.

Tekke ve zaviyeleri kapattın, müslümanların kutsiyetini korudun.

Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse, bilimi seçin dedin, engin ufuklara açılan yollarımızı aydınlattın.

Cemalini görmesem de Sen, benim ruhumdasın, Atam sana minnettarım!

Benim en büyük eserim dediğin Cumhuriyet’e sahip çıkan gençlere hakkını helal et Atam.

Kurtuluş Savaşı’nı keşke Yunan kazansaydı diyen nankörlere, hakkını helal etme Atam.

En büyük Türk Atatürk; ruhun şad, doğum günün kutlu olsun!

Hüseyin Çetin (Konya, 19.05.2021)

Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kasdedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’ni kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! (1927)

RAMAZAN BAYRAMI/2021

0

SorkunDer

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de Müslümanlar, bir kez daha Ramazan Bayramı’na ulaşmanın mutluluğunu yaşıyor. İslam dini için yılın en önemli günlerinden biri olan Ramazan Bayramı, corona virüsü sebebiyle bu yıl da evlerde geçecek. Bu bayram belki birbirimizden uzağız ama, gönüllerimiz daima bir kalacak.

Değerli hemşehrilerimiz, daha mutlu bayramlarda bir arada olmak ümidiyle; Ramazan Bayramımızı kutluyorum.

Hüseyin Çetin, SorkunDer Başkanı

YAŞAYAN DEĞERLER

0

Hüseyin Çetin, SorkunDer Başkanı

Yaşayan değerler, toplumları birleştirir ve geliştirir.Bu değerlerin bazılarını sıralarsak;

  • Nimete saygı,

  • Yalan söylememek,

  • Haram yememek,

  • Hak,

  • Hakkaniyet,

  • Vicdan,

  • Duygudaşlık/Empati,

  • Biz olmak,

  • Yardımlaşma,

  • Özgürlük,

  • Mutluluk,

  • Dürüstlük,

  • Alçak gönüllülük,

  • Sevgi,

  • Barış,

  • Huzur,

  • Saygı,

  • Sorumluluk,

  • Sadelik,

  • Hoşgörü/Tolerans,

  • Birlik,

  • V.b. . .

Prof.Dr. Psk. Doğan Cüceloğlu ifadesiyle;

“Söz konusu yaşayan değerler toplumsal sağlığın bağışıklık sistemini oluşturur.

Bir başka deyişle yaşayan değerler bir toplumun gizil gücüdür. Nasıl ki insanın bağışıklık sistemi güçlü ise hastalığa yakalansa dahi biraz ateşlenip yatağa düşmeden atlatır; bir toplumda yaşayan evrensel değerler varsa, o toplum da belki sarsılır ama hasta olup yatağa düşmez.”

Toplumsal yaşam, huzur ve barış içinde gelişerek sürer gider.

Yurttaş Hüseyin

SorkunDer Başkanı

E S K İ B A Y R A M L A R

0

Mithat Arı

E S K İ   B A Y R A M L A R

Yaşamın  her döneminin ayrı güzellikleri vardır.  Eski bayram ve belli günlerin ayrı bir güzelliği vardı. Bayramlar ve belirli günler yine var fakat eski insanlar yok. Samimiyet ,duygudaşlık , insaf, merhamet, yardımlaşma gibi insanı insan yapan değerlerin azaldığını veya yok olduğunu üzülerek görüyoruz.
Burada geçmişte yazdığım bir alıntıyı aktarıyorum. Önümüzde  Ramazan bayramı var. Belli bir yaşta olanlar o günleri  anılarında yaşasın, gençler  vay be desin diye.  Bayramınızı şimdiden kutlarım.
Dini bayramlardan önce bayram hazırlıkları yapılırdı. Bunların en önem¬lisi ‘bayram kömbesi’ hazırlanmasıdır. El değirmenlerinde çekilen bulgur gözenekleri un eleğinden büyükçe olan, bulgur eleğinden elenirdi. Eleğin üstündeki kalanlar bulgur, alta geçenlere bulgur unu(Düğü) denirdi. Elde edilen bulgur unu(düğü-irmik) teknede fazla koyu olmayacak şekilde(Biraz akışkan) arife günü akşamı mayalanmaya bırakılırdı. Arefe günü sabahı erkenden kalkılır, kömbe tavasında(tın tava, demir saçtan yapılan çeşitli ebatlardaki tava) tek tek yağlanarak pişirilirdi. Kömbelerin pişmesi için muharada(ocakta) bir düzenek kurulur. Üste bir sayacak(saç ayağı) onun üstüne de tava ve tavanın üstüne ters çevrilmiş saç konulurdu. Mayalanmış kömbe hamuru tavaya konur alttan ateş yakılır, üstteki sacın üstüne de kor veya hafif ateş yakılırdı. Kömbeler iki ateş arasında nar gibi kızarırdı. Daha güzel görünsün istenirse üstüne yumurta sürülürdü. Bu yumurta sürme işi bulağaç denilen tavşanın arka ayağı ile yapılırdı. Bu tek tek kömbe pişirme işi arife sabahına; hatta kuşluğuna kadar sürebilir. Kömbe pişirme işlemi sırasında arada bir ateşe yağ atılır, bacadan yağın kokusu etrafa yayılırdı. Bu, o ocağın(evin, hanenin) içinde soyun devam ettiğini geçmişine duyurma, eski bir Türk geleneğidir. Ocağın tütsün dileği ve ocağın sönsün ilenci bundan olsa gerek…
Arife günü sabahleyin erkenden mahallenin çoçukları küme küme kapı¬ları dolaşarak kömbe dişirirler (isterler, devrişirler). Topladıkları kömbeleri her küme aralarında av yarı pay yarı eşit olarak paylaşıp hisselerine düşenle¬ri evlerine götürürler. Bu kömbeler, çocuğa aittir, başkaları yiyemez.
Bayram adetleri eğlenceleri arife gününden başlar. Erkekler öğle ya da ikindi, camiiden sonra toplu halde kabir ziyaretine gidip dua ederler.
Bayram günü sabah namazı ve bayram namazı için erkekler cami de top¬lanırlar. Kadınlar sabah namazından önce kuyulardan, çeşmelerden testileri¬ni doldurup getirirler. Bu suların zemzem olduğuna inanılır.
Erkekler bayram namazından gelinceye kadar kadınlar sofra hazırlarlar. Hazırlanan bu sofralar erkeklerle birlikte, cami önüne götürülerek bayram yemekleri topluca yenilir. Kadınlar evde yerler. Yemekten sonra bayramlaş¬ma başlar. Bayramın barik (mübarek) olsun diyerek tokalaşırlar. Her aile yaş¬lılarını bayramlamaya gider. Gençler cami önlerinde, odalarda toplu halde bulunan büyükleri bayramlarlar.
Kurban bayramlarında, bayram namazından sonra hemen kurban kesi¬mine başlanır. Öküz, deve kesenler, etleri bölüşüp evlerine taşıyıncaya ve ka¬dınlar etrafı temizleyip süpürünceye kadar, kurbanlığın ciğeri de kavrulmuş, yenmeye hazırlanmış olur.
Kurban etinden yedi pay ayrılarak kurban kesememiş yedi haneye bi¬rer pay verilinir. Kalanlar kavurma yapılır, dağarcığa konulur. Kaburgaları ala etli güneşte kurutulur. Davarın karnına gelen yerlerinden sırım dilinerek yine güneşte kurutulur. Kuru kaburgalar kışın yemeklere özellikle tarhana aşına bir parça atılır. Sırımlar korda çözdürülerek (ateşte sucuk kızartır gibi) birer lokma ağza atılarak dakikalarca çiğnenip et tütüsü alınır. Kalan etli ke¬mikler büyük bir bakır tencerede ya da küçük bir haranada sabaha kadar lığla(iyice pişme) gibi pişirilerek ertesi günü sabahleyin haşlama olarak yenilir. Bazı köylerde de bu pişirilmiş etler cami önünde her evden gelenlerle bir kazanda karıştırılarak ısıtılıp topluca yenilinir.
İşkembeler karın kavurması yapılır. Kuyruk ve iç yağları sızdırılıp don yağı elde edilir. Yağı süzülünce kalana ‘kakırt’ denilir ki soğanla yufka ekmeğe dürülüp yenilir. En sona kalan kelle ve paçalar ateşte ütülerek tütülüce pişirilir.
Bütün yıl ete alışmamış mideler kurban bayramlarında, genellikle bozulur.
Bayram bitinceye kadar işe-güce gidilmez. Yalnız keşik davarı, sıra kime gelmişse gütmek zorundadır. Keşik davarın güdülmesinde hiçbir aksama, hiçbir haksızlık olmaz. O nedenle Bozkır köylüleri: ‘Bizim hükümetin işleri keşik davarı gibi aksamadan yerine getirilirse Türkiye’nin sırtı yere gelmez’ derler. Bayramda hayvanların çifte (tarla sürme) yüke koşulması günah sayı¬lır, yaş ağaç kesilmez. ‘Bu ağır mübarek günlerde’.
Bayram süresince köyün içinde gezip eğlenmek, oyunlar oynayıp hoşça vakit geçirip dinlenmek, küsleri barıştırmak bayramların iyiliklerindendir.
Bu bayramları yaşayan biri olarak, o günleri özlemle anar tüm dost, akraba ve sevenlerime Ramazan Bayramını en içten dileklerimle kutlarım..
Mithat Arı
(Bu alıntı Mithat Arı’ nın Bozkır Dedikleri isimli kitabından alınmıştır.)
Go to Top