Mithat Arı

E S K İ   B A Y R A M L A R

Yaşamın  her döneminin ayrı güzellikleri vardır.  Eski bayram ve belli günlerin ayrı bir güzelliği vardı. Bayramlar ve belirli günler yine var fakat eski insanlar yok. Samimiyet ,duygudaşlık , insaf, merhamet, yardımlaşma gibi insanı insan yapan değerlerin azaldığını veya yok olduğunu üzülerek görüyoruz.
Burada geçmişte yazdığım bir alıntıyı aktarıyorum. Önümüzde  Ramazan bayramı var. Belli bir yaşta olanlar o günleri  anılarında yaşasın, gençler  vay be desin diye.  Bayramınızı şimdiden kutlarım.
Dini bayramlardan önce bayram hazırlıkları yapılırdı. Bunların en önem¬lisi ‘bayram kömbesi’ hazırlanmasıdır. El değirmenlerinde çekilen bulgur gözenekleri un eleğinden büyükçe olan, bulgur eleğinden elenirdi. Eleğin üstündeki kalanlar bulgur, alta geçenlere bulgur unu(Düğü) denirdi. Elde edilen bulgur unu(düğü-irmik) teknede fazla koyu olmayacak şekilde(Biraz akışkan) arife günü akşamı mayalanmaya bırakılırdı. Arefe günü sabahı erkenden kalkılır, kömbe tavasında(tın tava, demir saçtan yapılan çeşitli ebatlardaki tava) tek tek yağlanarak pişirilirdi. Kömbelerin pişmesi için muharada(ocakta) bir düzenek kurulur. Üste bir sayacak(saç ayağı) onun üstüne de tava ve tavanın üstüne ters çevrilmiş saç konulurdu. Mayalanmış kömbe hamuru tavaya konur alttan ateş yakılır, üstteki sacın üstüne de kor veya hafif ateş yakılırdı. Kömbeler iki ateş arasında nar gibi kızarırdı. Daha güzel görünsün istenirse üstüne yumurta sürülürdü. Bu yumurta sürme işi bulağaç denilen tavşanın arka ayağı ile yapılırdı. Bu tek tek kömbe pişirme işi arife sabahına; hatta kuşluğuna kadar sürebilir. Kömbe pişirme işlemi sırasında arada bir ateşe yağ atılır, bacadan yağın kokusu etrafa yayılırdı. Bu, o ocağın(evin, hanenin) içinde soyun devam ettiğini geçmişine duyurma, eski bir Türk geleneğidir. Ocağın tütsün dileği ve ocağın sönsün ilenci bundan olsa gerek…
Arife günü sabahleyin erkenden mahallenin çoçukları küme küme kapı¬ları dolaşarak kömbe dişirirler (isterler, devrişirler). Topladıkları kömbeleri her küme aralarında av yarı pay yarı eşit olarak paylaşıp hisselerine düşenle¬ri evlerine götürürler. Bu kömbeler, çocuğa aittir, başkaları yiyemez.
Bayram adetleri eğlenceleri arife gününden başlar. Erkekler öğle ya da ikindi, camiiden sonra toplu halde kabir ziyaretine gidip dua ederler.
Bayram günü sabah namazı ve bayram namazı için erkekler cami de top¬lanırlar. Kadınlar sabah namazından önce kuyulardan, çeşmelerden testileri¬ni doldurup getirirler. Bu suların zemzem olduğuna inanılır.
Erkekler bayram namazından gelinceye kadar kadınlar sofra hazırlarlar. Hazırlanan bu sofralar erkeklerle birlikte, cami önüne götürülerek bayram yemekleri topluca yenilir. Kadınlar evde yerler. Yemekten sonra bayramlaş¬ma başlar. Bayramın barik (mübarek) olsun diyerek tokalaşırlar. Her aile yaş¬lılarını bayramlamaya gider. Gençler cami önlerinde, odalarda toplu halde bulunan büyükleri bayramlarlar.
Kurban bayramlarında, bayram namazından sonra hemen kurban kesi¬mine başlanır. Öküz, deve kesenler, etleri bölüşüp evlerine taşıyıncaya ve ka¬dınlar etrafı temizleyip süpürünceye kadar, kurbanlığın ciğeri de kavrulmuş, yenmeye hazırlanmış olur.
Kurban etinden yedi pay ayrılarak kurban kesememiş yedi haneye bi¬rer pay verilinir. Kalanlar kavurma yapılır, dağarcığa konulur. Kaburgaları ala etli güneşte kurutulur. Davarın karnına gelen yerlerinden sırım dilinerek yine güneşte kurutulur. Kuru kaburgalar kışın yemeklere özellikle tarhana aşına bir parça atılır. Sırımlar korda çözdürülerek (ateşte sucuk kızartır gibi) birer lokma ağza atılarak dakikalarca çiğnenip et tütüsü alınır. Kalan etli ke¬mikler büyük bir bakır tencerede ya da küçük bir haranada sabaha kadar lığla(iyice pişme) gibi pişirilerek ertesi günü sabahleyin haşlama olarak yenilir. Bazı köylerde de bu pişirilmiş etler cami önünde her evden gelenlerle bir kazanda karıştırılarak ısıtılıp topluca yenilinir.
İşkembeler karın kavurması yapılır. Kuyruk ve iç yağları sızdırılıp don yağı elde edilir. Yağı süzülünce kalana ‘kakırt’ denilir ki soğanla yufka ekmeğe dürülüp yenilir. En sona kalan kelle ve paçalar ateşte ütülerek tütülüce pişirilir.
Bütün yıl ete alışmamış mideler kurban bayramlarında, genellikle bozulur.
Bayram bitinceye kadar işe-güce gidilmez. Yalnız keşik davarı, sıra kime gelmişse gütmek zorundadır. Keşik davarın güdülmesinde hiçbir aksama, hiçbir haksızlık olmaz. O nedenle Bozkır köylüleri: ‘Bizim hükümetin işleri keşik davarı gibi aksamadan yerine getirilirse Türkiye’nin sırtı yere gelmez’ derler. Bayramda hayvanların çifte (tarla sürme) yüke koşulması günah sayı¬lır, yaş ağaç kesilmez. ‘Bu ağır mübarek günlerde’.
Bayram süresince köyün içinde gezip eğlenmek, oyunlar oynayıp hoşça vakit geçirip dinlenmek, küsleri barıştırmak bayramların iyiliklerindendir.
Bu bayramları yaşayan biri olarak, o günleri özlemle anar tüm dost, akraba ve sevenlerime Ramazan Bayramını en içten dileklerimle kutlarım..
Mithat Arı
(Bu alıntı Mithat Arı’ nın Bozkır Dedikleri isimli kitabından alınmıştır.)